Chanel - Le Vernis Ojeler

chanel

Son zamanlarda ojeleri sık sık matlaştırıcı ile birlikte kullanmaya başladım. Chanel Le Vernis serisi üzerinde uyguması da oldukça güzel oldu. Özellikle Pirate benim favorim oldu. Aslında Chanel'in Rouge Noir'dan sonra en popüler ojesi Pirate da denilebilir.





Velvet Mat Top Coat'ı sırasıyla #521 Rose Caché, #519 Rose Exubérant, #08 Pirate ojeleri üzerinde uyguladım.










Bunlarda ojelerinde matlaşıtırıcı uygulandıktan sonraki halleri... 











Denemek isteyenler için içindeki özel formülü tırnakları nemlendirip ve sertleştiriyor. Aynı zamanda uzun süreli, parlak ve dayanıklı renkler sunuyor.






Sudocrem : Küçük Mucize

Geçtiğimiz günlerde kardeşim sayesinde keşfettiğim bir kremden bahsetmek istiyorum. Sudocrem… Tarihi 1931’li yıllara dayanıyor. Aslında bebekler için kullanılan bir pişik kremi olarak biliniyor ama evde ufak kazalar sonucu oluşan morarma, tahriş, yanık, ufak  kesikler, akne ve güneş yanıkları gibi birçok şeye iyi gelen bir krem.



Sudocrem koruyucu bir bariyer oluşturan su itici bir tabana sahip olduğu için herhangi bir tahriş edicinin ciltle temas etmesini engelliyor. Buna ek olarak yumuşatıcı etkisi ağrılı ve yangılı cildi yatıştırmaya yardımcı olarak cilde yumuşaklık veriyor. Kızarıklıklarda çok çabuk etkisi oluyor. Sivilce üzerine sürüldüğünde içerisindeki çinko oksit sayesinde önce sivilcenin görünümü küçülüyor ve iz kalmadan sivilceden kurtulmuş oluyorsunuz.






Araştırınca antibakteriyel ve mantar önleyici özelliklere de sahip olduğunu öğrendim.  Yatıştırıcı, koruyucu antiseptik krem gerektiren diğer cilt koşulları için de kullanılıyormuş. Çarpma ve morarmalarda deneyimim sonucu az miktarda ve ince bir tabaka halinde masaj yaparak uygulandığında sabaha etkisini görüyorsunuz. Zaten çok yoğun bir kıvamı olduğundan çok az kullanmanız yeterli oluyor, küçük boy olanlarında aldım ve daha yarıya gelmedi dört aydır. Bebekleri olanlar başta olmak üzere mutlaka evde bulundurulması gereken bir krem. 



En Sık Yapılan Makyaj Hataları

makyaj hataları

Makyaj yapan her kadın hayatının bir döneminde mutlaka bu hatalara düşmüştür. Yol yakınken gelin bu hatalarınızı düzeltin. İşte en sık yapılan 3 makyaj hatası!







Göz Kalemini Kalın Sürmek

Göz kalemi, gözlerinizin şeklini ortaya çıkarır ve yüzünüzde bir ifade yaratmaya yardımcı olur. Ama yanlış kullanımı durumunda da istenmeyen durumlar ortaya çıkabilir. 

Göz kalemini gözünüzün altına kalın bir şekilde sürerseniz, gözlerinizin daha küçük görünmesine neden olursunuz. Üstelik bir de farkında olmadan kendinizi daha yaşlı gösterirsiniz. Tavsiyemiz, gözünüzün altını daha doğal bir şekilde boyamanız... 








Allığı Dağıtmadan Bırakmak 

Yıllarca anlattık durduk, ama bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyoruz ve rica ediyoruz; lütfen allık sürerken bu hataları yapmayın! 

Fazla miktarda allık uygulamak ve uygulamanın ardından dağıtmamak, yanağınızı allığın içine daldırmışsınız gibi görünmenize sebep olacaktır. Fırçayı allığınıza sürdükten sonra üzerindeki fazlalıktan kurtulmak için parmağınıza birkaç defa vurarak silkeleyin. Allığı yüzünüze uyguladıktan sonra dilerseniz bir makyaj süngeri yardımıyla, dilerseniz de temiz bir fırçayla iyice dağıttınıza emin olun. 





Kaşları Gereğinden Fazla Boyamak 



Benliğinizi oluşturan, sizi siz yapan kaşlarınız, yüzünüzün en önemli noktası... Buna rağmen üzülerek görüyoruz ki kaşların öneminin hala farkında olmayanlar var. Bir de farkında olup da işi abartanlar... 

Kaş kalemi ya da farı yardımıyla kaşlarınızı belirginleştirmekte ya da şeklini düzeltmekte hiçbir sakınca yok. Ama kaş yapayım derken de göz çıkarmayın ne olur! Haddinden fazla boyadığınız kaşlarınızla karşınızdaki kişinin tüm dikkatini oraya çekmektense, daha doğal ve açık renkte bir kalemle ilk bakışta fark edilmeyecek ama düzgün kaşlar yaratın!





Rimmel London – Kate Moss Rujları

kate moss ruj
Kate Moss’un Rimmel London için tasarladığı rujları geçenlerde deneme fırsatı buldum. Renk kartelası oldukça geniş. Kalıcılıkları orta seviyede diyebilirim.


    
,

Bahar ve yaz ayları için pembe tonları oldukça güzel, sürmem dediğiniz renkleri bile sürüyor insan :) Pembe olarak 102 numarasını denedim, daha evvel kullanmadığım canlı bir tondu ama gayet başarılı buldum.




Kışın koyu renkler tercih edenler ve bordodan vazgeçemeyenler için 107ve 112 numara tam bir kış rengi. Diğer renk çeşitleri de oldukça güzel. 




Dudaklarınız benim gibi kurumaya meyilliyse mutlaka altına balm sürüp uygulayın. Ben Evolution of Smooth (EOS) Organik Lip Balm uyguluyorum, üst üste kalın bir tabaka oluştumuyor gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim. 



Zayıflamak ve Tazelenmek İsteyenler için: Tarçın - Yeşil Çay - Karanfil

karanfil
Son zamanlarda kardeşimin denediği ve başarılı sonuç aldığı bir çay tarifini paylaşmak istiyorum. Zayıflamak istemeyen ama yağ yakıp metabolizmayı hızlandırmak isteyenler içinde mutlaka denemesi gereken muhteşem bir tat. Diyet yapanların ve sağlıklı yaşamı alışkanlık haline getirmiş olanların vazgeçilmezi olan yeşil çayın faydaları saymakla bitmez. Bu tat tarçının yağ yaktırıcı, dolaşımı hızlandırıcı etkisiyle ve karanfilin aromasıyla birleştiğinde gözle görülür etkiler ortaya çıkmaya başlıyor.

Denemek isteyenler için evde hazırlaması çok kolay.




MALZEMELER:

- 1 yemek kaşığı yeşil çay ( gerçek yeşil çay yaprakları)
- 3-4 adet tane karanfil
-   ¼ adet rulo tarçın
- Bir-kaç damla limon suyu

HAZIRLAMA: 1 porselen demliğe yukarıdaki ölçülerdeki malzemeler konur, üzerine 1 fincan kaynar su dökülür 5-7 dakika beklenir ve sıcak olarak günde 3-4 defa içilir.



Uğraşmak istemeyenler için ise Doğuş Çay’ın hazır Tarçınlı Karanfilli Yeşil çayları da mevcut. Tadı da oldukça güzel.


Gezi Önerisi - Maşukiye

gezi
Evet güneşli bir yaz günü ve istikamet Kocaeli. Maşukiye'ye gidilecek, Oradan sapanca gölünün kıyısına inilecek. Kartepe'de bir doğa yürüyüşü yapılacak ve akşam kalmak için bir dostun kapısı çalınacak...


Her seyahat öncesi olduğu gibi heyecanlıyız ama önce gideceğimiz yerin tarihine kısa bir bakış atalım.
İlçe Kocaeli merkezden 20 kilometre uzakta. Nüfusu yaklaşık 7000. Maşukiye beldesinin Soğuksu ve Çınarlı olmak üzere iki mahallesi var.1864 yılında sona eren Kafkas-Rus savaşından sonra Kafkasya Çerkesler'inin öncülüğünde kurulmuş. Daha sonra Kafkasya Lazları ve Karadenizliler'in de köye yerleşmesiyle bugünkü belde oluşmuş.
İstanbul ile Maşukiye arası ise 130km. Kartepe Maşukiye arası sadece 13 km uzaklıkta.
Vakit kaybetmeden yola çıkıyoruz İstanbul'dan ve 1,5 saate oradayız. Harita navigasyon vs kullanmadan sadece tabelalara dikkat ederek bu yolculuğu yapıyoruz. Bakınca işte Sapanca gölü, ve şu sağdaki yüksek tepe olmalı Kartepe.    

Vakit kaybetmeden yola çıkıyoruz İstanbul'dan ve 1,5 saate oradayız. Harita navigasyon vs kullanmadan sadece tabelalara dikkat ederek bu yolculuğu yapıyoruz. Bakınca işte Sapanca gölü, ve şu sağdaki yüksek tepe olmalı Kartepe.  

Daha Kartepe-Sapanca sapağına girdiğiniz andan itibaren karşılacağımız güzellikler kendini göstermeye başladı. Maşukiye'ye gidiyor olmak bile nedendir bilinmez inanılmaz huzur verdi. Yemyeşil bir doğası, tertemiz bir havası var.
Oksijen dolu havasını içimize çektiğimizde ve yol kenarında durup toprağa dokunduğumuzda yüreğimize bir aşk dokunuşunu hissediyoruz. Burası ismi gibi bir yer diyoruz gezimize eşlik eden arkadaşlarla beraber. Evet tam da tahmin ettiğiniz gibi Maşukiye’nin adı “maşuk”tan geliyor yani aşktan!

Maşukiye aslında mağaraları ve çok lezzetli alabalıkları ile ünlü.Yol boyunca bir çok alabalık restoranıyla karşılaşıyoruz.Oteller gibi restoranları da yılın her mevsimi hizmet veriyormuş.Birini seçip kiremitte sunulan alabalıkların tadına bakabilirsiniz. Kiremitte pirişilmiş ve yanında zeytin yağlı salata ile servis edilen ala balıklar güzel görünüyorlar! Ama biz serpme kahvaltıyla yetiniyoruz.

Çünkü bize göre henüz sabah saatlerindeyiz ve biz balığımızı sapanca gölü üzerinde asma bir rıhtımda akşam yemeyi planladık. Karnımız doyduğuna göre artık gönlümüzce gezebiliriz.Burada yeşilin yirmiden fazla tonunu görebileceğiniz yürüme parkları, şelale, çağlayan ve pınarları ile bir cennet bahçesi saklı adeta.

Uzun bir doğa yürüyüşünün ardından arabayla Kartepe'ye doğru tırmanıyoruz.
Dağda yükseldikce yoğun bir sis var. Yol kenarındaki göl manzarası en güzel restoranlardan birini daha seçip yorgunluk kahvemizi içme zamanı!

Burada yaşanır mı? Yaşanır. Hem de ne güzel yaşanır. Şöyle göl manzaralı ahşap bir evde bir hafta kalsak ve bu temiz havayı çiğerlerimize doldursak, bir hafta sonu sesten trafikten uzak kuş cıvıltıları ile uyansak daha başka ne isteriz ki..
Hülyalara dalıyoruz. Hayaller kuruyoruz. Buradan bir arsa alıp küçük bir ev yapsak diyoruz. 

Ama o kadar derine dalmaya gerek yok.Oteller var. Maşukiye otelleri esasen hafta sonları kalabalık olsa da, uzun tatiller için de düşünülebilir elbette. Buradaki oteller her bütçeye hitap ediyor. Ekonomik ve İstanbul'a yakın tatil isteyenlerin keşfedilmeyi bekleyen cenneti Maşukiye!

Akşam üzeri yaptığımız doğa yürüyüşlerinin ardından Maşukiye'ye yakın olan bir diğer noktaya doğru geçiyoruz.Sapanca Gölü. Gölün kıyısında dilediğimiz kadar yürüyüş yapıp mangal yapanları izliyoruz.Ve göl kenarında yürümekten tam yorulmuşken  izlediğimiz patika bizi çocukluğumuza götürüyor.O patikanın son noktasında böğürtlenler var:) Elbette buraya kadar gelmişken tadına bakıyoruz. 

Akşamı ise gölün kenarında sıralanmış restoranların birinde yapacağız. Gölün üzerinde ahşap bir rıhtımda yürüdükten sonra büyük bir balkon gibi içinde masaları olan noktaya geliyoruz.
 Ağustos sıcağında birden bir yağmur başlıyor. Kimin umrunda!

Balıklarımızı söylüyoruz ve gölün üzerine düşen yağmur tanelerini izlemeye koyuluyoruz. Yağmur tanelerinin göl yüzeyinde açtığı irili ufaklı delikler. Suya yağmurun yağmasını izlemek aslında birbirinden olan ama ayrı kalmış iki sevgilinin kavuşması izlemek gibi. Ne diyelim? İyi ki varsın su döngüsü! Varsın ki yaşadığımızı hatırlıyoruz arada.



Görüyorsunuz suya düşen yağmur tanelerinden sadece yağmurun şiddeti anlaşılmıyor aynı zamanda  içimizdeki açlık ortaya çıkıyor.  Hassaslaşıyoruz. Tam bu sırada mis gibi balıklarımız geliyor. Muhabbetle yiyoruz. Doyurduğumuz artık herzamanki o koca işkembemiz değil sanki aynı zamanda romantizme açlığımız da doydu!


Bundan sonrasını anlatmak oldukça zor. Gidin kendiniz görün. "Aşk" sizi çağırıyor!